Büyükdere Cad. No:185 Kanyon Ofis Bloğu Kat:6 Levent/İstanbul
İşveren ile işçinin iş sözleşmesi akdedildiği andan itibaren karşılıklı yükümlülük ve sorumlulukları doğar. İş sağlığı ve güvenliği borcunun temelini ise işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcu oluşturmaktadır. Nitekim bu borç işçinin işverene karşı özen ve bağlılık borcunun yansımasını oluşturur ve karşılıklı güven içerisinde çalışmayı sağlar.
Yazımızda, 6331 s. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, 5510 s. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 6098 s. Türk Borçlar Kanunu, 5237 s. Türk Ceza Kanunu ve 4857 s. İş Kanunu kapsamında düzenlenen ancak 331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 30.06.2012 tarihli ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak tek çatı altında toplanan işverenlerin iş sağlığı ve iş güvenliği sorumlulukları konusuna ilişkin detaylı bilgi verilecektir.
İş Sağlığı ve Güvenliği Tanımı ve Kapsamı
İş sağlığı ve güvenliği, işçinin işyerinde çalışırken her türlü meslek hastalığı veyahut da iş kazasından korunmasını sağlamak amacıyla işçiyi koruma ve gözetme borcu kapsamında işverene yüklenen bir sorumluluktur.
Tanım olarak iş sağlığı; çalışma koşulları ile kullanılan araç ve gereçlerden doğabilecek tehlikelerden arınmış veya bu tehlikelerin asgari düzeye indirildiği bir iş çevresinde yaşayabilmesini ifade etmektedir. (Demircioğlu, 2013: 145). İş güvenliği ise iş sağlığı kavramının bir tamamlayıcısı olarak; işin görülmesi sırasında işçinin karşılaşabileceği tehlikelere karşı işverenin uyması gereken teknik kurallardır; işyerinde karşılaşılabilecek sağlığa zararlı koşullardan korunmak amacıyla yapılan, sistemli ve bilimsel çalışmalar olarak tanımlanmaktadır. (Demircioğlu, 2013: 146; Altınel, 2011: 74 ).
Günümüzde sanayileşmenin getirdiği gereklilikler bu kavramların genişlemesine ve önem kazanmasına neden olmuştur. İş hayatında sanayileşmeye geçilmesi sonucu iş kazaları artmış, bunun önüne geçilmesi için çeşitli yasal düzenlemeler getirilmiştir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde en büyük sorumluluk işverenlere düşmektedir.
İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri belirlemeli, bunları uygulamalı ve denetlemelidir. Bunlara ek olarak Ne var ki, bu tedbirleri almak ve gerekli eğitimleri işçilere vermek hatta iş güvenliği uzmanı ile çalışmak işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Bu olgu 6331 sayılı yasanın 4. Maddesinin 2. Fıkrası’nda:
“İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.” Şeklinde düzenlenmiştir.
İşverenin İş Sağlığı ve Güvenliği Yükümlülüğü
6331 sayılı yasa ile düzenlenen yükümlülük hallerinden yasanın 4. maddesi (a) bendi, işverenin sorumluluğunun temel hükmünü oluşturur. İlgili madde;
“ Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.”
Şeklindedir ve bu madde ile işverenin başlıca yükümlülüğü ortaya koyulmuş olup bu sorumluluğun kapsamı belirtilmiştir.
4. maddenin devamı;
“İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.
c) Risk değerlendirmesi yapar veya yaptırır.
ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu göz önüne alır.
d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.”
Şeklinde olup bu hükümler a bendinde belirtilen sorumluluğun kapsamını daraltamayacaktır.
İşverenin Kusursuz Sorumluluğu Görüşü
Türk hukukunda kusursuz sorumluluk esasına dayanabilmek için bu halin yasada açıkça düzenlenmesi gerekmektedir. Yargıtay geçmişte verdiği kararlarında kusur sorumluluğu prensibini benimseyip, sorumluluğun kaynağının haksız fiil hükümleri olduğunu belirtmekteyken; daha sonra akdi sorumluluk esasını benimsemiştir. Bir süre sonra da sosyal, ekonomik ve kültürel alanda yaşanan gelişmeler ve değişimlerin etkisiyle akdi sorumluluğun da yetersiz kaldığını belirterek, sorumluluğun kaynağının, tehlike esasına dayalı kusursuz sorumluluk olduğu esasını benimsemiştir. [1]
Nitekim Yargıtay 21. HD: 23.1.1996, E. 95-7235, K.96-122 kararında;
“…tehlike ilkesine göre tehlikeyi yaratan onun sonuçlarına da katlanmalıdır. İş kazası ve meslek hastalığı durumunda sorumluluk sadece kasti veya suç sayılır bir eylem sonucu meydana gelen zararlara ilişkin olmayıp tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluk da söz konusudur…”
şeklinde hüküm kurmuştur.
Buna göre işveren, kusursuz sorumluluk kapsamında sorumlu tutulacak ve sonuçlarına da bu hüküm çerçevesinde katlanacaktır. Buna göre işverenin sorumlu sayılabilmesi için üzerinde atfedilecek bir kusuru olmasına gerek kalmaksızın geçerli bir illiyet bağı kurulduğu halde işverenin kusursuz sorumluluğundan bahsedilebilecektir.
Unutulmamalıdır ki, üç halde bu nedensellik bağı kesilebilir ve işverenin sorumluluğu ortadan kalkar. Bunlar; mücbir neden, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu halde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir.
[1] Cem BALOĞLU, ÇSGB İş Müfettişi
Tags
# sarımkara
Posted in
Yayınlar