1 Aralık 2019 tarihinde hayatımıza giren Covid-19 Virüsü nedeniyle 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel salgın ilan edilmiştir. Hastalık sebebi nedeniyle vaka sayısı ve virüsün dünya çapına yayılmasının ardından bulaşıcılık hızının da yüksek olması sebebiyle birçok iş kolu çalışma şartlarında revizeye gitmiştir. Uzaktan çalışmaya adapte olamayan işkollarında ise istihdam sorunu ortaya çıkmaktadır.

Uzaktan/online çalışma koşullarına adapte olabilenlerde ise bulut bilişimin benimsenmesi ile özellikle büyük şirketler altyapılarına yatırım yapmaya başlayıp zaten başlamış bulunduğumuz dijitalleşme sürecinin hızlanmasını sağlamıştır. Bulut bilişimi, bilgisayarlar ve diğer cihazlar için istendiği zaman kullanılabilen ve kullanıcılar arasında paylaşılan bilgisayar kaynakları sağlayan, internet tabanlı bilişim hizmetlerinin genel adıdır. Bulut bilişim bir ürün değil, hizmet olup ana kaynaktaki yazılım ve bilgileri diğer aygıtlara aynı sistem üzerinden iletilip kullanılmasını sağlamaktadır. Bu sayede çalışanlar evden / uzaktan çalışırken tıpkı ofis ortamında çalışıyormuş gibi çalışmalarını hızlı ve sorunsuz bir biçimde birbirleri ile paylaşabilmektedir.

Uzaktan çalışma kavramına 4857 Sayılı İş Kanunu’nun 14. Maddesinde yer verilmiş olup işbu hüküm uyarınca; işçinin, işveren tarafından oluşturulan iş organizasyonu kapsamında iş görme edimini evinde ya da teknolojik iletişim araçları ile iş yeri dışında yerine getirmesi esasına dayalı ve yazılı olarak kurulan iş ilişkisine uzaktan çalışma denmektedir. İşverenlerin mevcut süreçlerini olabildiğince manuel yük ve kâğıt işi gerektirmeyecek hale getirdiği bu noktada çalışanların uzaktan / evden çalışması kolaylaşmıştır. İşlerin daha hızlı ilerlediğinin fark edilmesiyle birlikte Covid-19 Pandemisinin etkileri hayatımızdan uzaklaşsa da çevrimiçi çalışma tarzının devam ettirileceği öngörülmektedir. Globalde Microsoft, Google, Apple, Facebook ve Twitter, Türkiye’de ise Trendyol, ING, Koç Holding gibi büyük şirketler çalışma tarzlarında bundan sonra yer vereceklerini açıklayan şirketlerden yalnızca bazılarıdır.

E – DURUŞMA

Covid-19’un iş yerleri üzerindeki etkisi benzer şekilde hukuktaki çalışma alanlarına da yansımıştır. Duruşmaların ses ve görüntü nakli yoluyla yapılması, Türk hukukuna 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile girmiş olup 1 Ekim 2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK ile hukuk davalarında uzaktan duruşma yapılmasının hukuki çerçevesi belirlenmişse de bu kurum virüsün bulaşma ihtimalinin en yüksek olduğu alanlardan biri olan adliyelerdeki yoğunluğu azaltmak adına Pandemi döneminde sıkça kullanılmaya başlamıştır.

Yukarıda bahsi geçen HMK’nın “Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla veya başka yerde duruşma icrası” başlıklı 149.maddesi:

“(1) Mahkeme, taraflardan birinin talebi üzerine talep eden tarafın veya vekilinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlemleri yapabilmelerine karar verebilir.

(2) Mahkeme resen veya taraflardan birinin talebi üzerine; tanığın, bilirkişinin veya uzmanın aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilir.

(3) Mahkeme, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerde ilgililerin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine resen karar verebilir.

4) Mahkeme, fiilî engel veya güvenlik sebebiyle duruşmanın il sınırları içinde başka bir yerde yapılmasına, yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkemesi adalet komisyonunun uygun görüşünü alarak karar verebilir.

(5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte belirlenir.”

Hükmünü haizdir.

7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu önceki kanunun aksine taraf rızası koşulunu kaldırmış olup mahkemelere; taraflardan birinin talebi üzerine veya re’ sen bilirkişinin, uzmanın veya tanığın ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden dinlenilmesine karar verebilme yetkisi tanınmıştır.

7 Aralık 2020 tarihli Adalet Bakanlığı duyurusuna göre e-duruşma uygulaması halihazırda İstanbul, Ankara ve İzmir de dahil olmak üzere toplamda 30 il ve 260 mahkemede uygulanabilir hale gelmiştir. Adalet Bakanlığı tarafından hukuk mahkemelerindeki duruşmalara avukatların bulundukları yerden katılmalarını sağlayan e-duruşma uygulamasının usul ve esaslarını belirleyen “Hukuk Muhakemelerinde Ses ve Görüntü Nakledilmesi Yoluyla Duruşma İcrası Hakkında Yönetmelik” Resmi Gazete’ de 30.06.2021 tarihinde yayımlanmıştır ve yayımlanmakla birlikte yürürlüğe girmiştir. E-Duruşma Sistemi yoluyla beyanda bulunan tarafın, vekilin ve diğer ilgililerin sözlü açıklamaları, Hukuk Muhakemeleri Kanunun 154’üncü maddesinde belirtilen usul ve esaslara göre zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa yazdırılmaktadır. Duruşma düzeni mahkeme huzurunda yapılan duruşma düzeniyle aynı usul ve esaslara tabidir. Ancak ön inceleme gibi imza zorunluluğu gerektiren duruşmalar şu an için ses ve görüntü nakli yoluyla yapılamamaktadır.

Ses ve görüntü nakli yoluyla duruşma yapılması Türk hukuku bakımından yeni bir uygulama olmasa da, hâlihazırda COVID-19 pandemisinin ardından bu uygulamaya daha geniş bir alan yaratılmasının önem teşkil ettiği ve uzun vadede bu uygulamanın yargılama süreçlerinde kolaylık sağlayacağı açıktır.

AKILLI SÖZLEŞMELER

Teknolojinin gelişimiyle her alanda olduğu gibi hukuk alanına da yeni metot ve terimler dahil olmuştur. İnsanlığın problem çözümü esnasındaki bütün zorlukları en aza indirebilmek amacıyla kullanılan teknolojik gelişmelerin her meslek dalında olduğu gibi hukuk alanında da büyük değişim ve gelişimlere sebep olmuştur. Örneğin; gerek hukuk dalında en önemli ispat aracı olan gerekse her alanda anlaşma ve güven esası kurabilmek için kullanılan

sözleşmelerde değişim ve gelişime uğramıştır. Uzun yıllardır karşılıklı olarak kağıt üzerinde imzalanan sözleşmeler de bu değişimle birlikte çok daha pratik ve güvenli bir hal almıştır.

 Yüz yıllardır insanlığın ikili ilişkisinde ve hukuk alanında temel rol oynayan sözleşmelerin kuruluş biçimi de teknolojik gelişmeler ile değişmiştir. Günümüzde iki taraf imza atmasına gerek kalmadan hatta birbirlerini dahi görmeden sözleşme kurabilmektedirler. Bu akıllı sözleşmeler Blockchain adı verilen bir ağ üzerine bilgilerin kaydolmasıyla oluşur. Bu kodun içinde tarafların kabul ettiği tüm koşul ve şartlar bulunmaktadır. Bu şartlardan bir tanesi eksik olduğunda ağ üzerinden onay gelmediğinden sözleşmenin imzalanması da imkânsızlaşmaktadır. Bu sayede güven sorunu da ortadan kalkar. Veriler şifreli bir şekilde yalnızca tarafların rızasına göre düzenlendiğinden dolayı karşı tarafa bir güven problemi de yaşamayı engeller. Bir diğer yararıysa zamandan tasarruf konusudur. Akıllı sözleşmeler yardımıyla evrak işlemleri ve diğer fiziki transferleri ekarte ederek hızlı bir şekilde sözleşme imzalanır. Bununla beraber noter veya bilirkişi gibi bir aracıya gerek duyulmadığından  maddi olarak da bir külfetten kaçınılmaktadır.. Aynı şekilde, geleneksel sözleşmelerden farklı olarak akıllı sözleşmeler, taraflarca belirlenen koşulların gerçekleşmesi üzerine tarafların başka bir katkısına ihtiyaç duymaksızın ‘otomatik’ olarak kendini gerçekleştirmektedir. Bu nedenle, geleneksel sözleşme ilişkilerinde karşımıza çıkan sözleşme ihlali, temerrüt, ayıplı ifa gibi hususlar akıllı sözleşmelerde farklı şekilde tezahür etmekte veya hiç karşılık bulamamaktadır.

Noter veya bilirkişi gibi kurumlarda meydana gelebilecek usulsüzlükler akıllı sözleşmelerle birlikte ortadan kalkabilecek ve güven mekanizması bir kere daha devreye girebilecektir. Ancak hukuk alanında yazılan makaleler ve öğretileri göz önünde bulundurduğumuzda akıllı sözleşmelerin hukuki anlamda bir sözleşme teşkil etmeyeceğini, yalnızca taraflar arasında yapılan bir sözleşmenin ifasına kolaylık sağlayacağını öne süren görüşler olduğu gibi;  akıllı sözleşmelerin hukuki anlamda bir sözleşme gibi sonuç doğurabileceği de öne sürülmektedir. Buradan da anlaşılacağı üzere hayatı kolaylaştırması ve işlemlerin daha rahat halledilebilmesine büyük katkı sağlayabilecek olan akıllı sözleşmelerin, teknolojik gelişmelerin hızından kaynaklı olarak henüz hukuki niteliğinde hem fikir olunamamıştır.

Teknolojinin önlenemez ve aynı zamanda kontrolsüz büyümesi, blockchain teknolojisi başta olmak üzere akıllı sözleşmelerin önünü açacak ve geleneksel sözleşme ilişkilerinin de bu teknolojide kurulabilmesini sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç olacaktır.  Akıllı sözleşmelerin, karmaşık ticari ilişkilerde kullanılmaya başlanması ve yaygın olarak benimsenmesi için henüz gelişmeye ihtiyacı olsa da akıllı sözleşmeler kişilerin gelecekteki olası sözleşme ilişkilerinde devrim yaratma gücüne sahiptir. Bu nedenle, akıllı sözleşmeler henüz gelişim sürecini tamamlamamış olup gelecekte insanlığa neler getireceğini zaman gösterecektir. Bununla birlikte akıllı sözleşmelerin kullanılmasıyla hem zamandan tasarruf edilip hem de maddi olarak kar edildiğinde aynı zamanda kod sistemine de güven sorunu kalmadığında geleneksel sözleşmelere göre çok  daha verimli ve yararlı bir yöntem olacağı da açıktır.

YAPAY ZEKÂNIN AVUKATLIK MESLEĞİNE ETKİSİ

Yapay zekânın meslek grupları açısından getirdiği kolaylıklar ve pratiklikler yadsınamaz bir gerçektir. Bu gelişmelerin hayatımıza getirdiği kolaylıkların yanında bazı meslek gruplarının insan gücüne ihtiyaç duymadan faaliyet gösterebileceğine, bazı iş kollarının yok olacağına dair pek çok teori söz konusudur. Avukatlık mesleği de diğer meslek grupları gibi yapay zekanın gelişmesinden etkilenmiştir.

Yapay zekâ ile dijital sözleşmelerin hazırlanması, yapay zekânın analiz ve tespit konusunda insana kıyasla daha hızlı ve pratik olduğu yapılan araştırmalarda görülmektedir. Yapılan bir araştırmaya göre “LawGeeks A.I. adlı algoritmanın 20 başarılı avukatla karşılaşmasında, avukatların ortalama 92 dakikada tamamladığı ve %85 doğruluk oranında yapabildiği işi, 26 saniyede tamamladığı ve %94 doğruluk oranında yapabildiği”[1] sonucuna ulaşılmıştır. Bu gibi araştırmalara dayanarak avukatlık mesleğini tamamen yapay zekânın icra edebileceği, avukatlık mesleğinin yok olacağı düşünülebilir. Ancak tıp, mühendislik gibi meslek gruplarına kıyasla avukatlık mesleğinde insan ilişkileri daha ön plandadır.

Empati kurma yeteneği, karar alma sürecindeki bağlam gibi düşünsel faaliyetlerin yapay zekâ tarafından yerine getirilmesi mümkün değildir.  Bununla birlikte hukukumuzdaki iyi niyet ve hakkaniyet gibi temel kavramların insan ilişkilerinin hukuka yansımaları olması sonucunda yapay zekâ tarafından davalara uygulanması durumunda başarılı sonuçlar alınması oldukça güçtür. Sözleşmeler ve tespitler avukatlık mesleğinin önemli bir bölümü oluştursa da avukatlık çok boyutlu bir meslek olup toplumsal yapıya, zamana ve ihtiyaca göre şekillenmektedir. Yapay zekânın hukuk alanına getirdiği pratiklikler meslek açısından bir tehdit oluşturmaktan çok günlük rutin işlerin takibinde ve icrasında yardımcı olmaktadır.  Bu nedenle gelecek yıllarda yapay zekânın avukatlık mesleğinin bir parçası olmaya devam edeceğini söyleyebilsek de mesleğin icrasının yapay zekaya bırakılacağını söylemek mümkün değildir. Özellikle son yıllarda yapay zekâ çağı içerisine girmiş bulunmaktayız. İlk bilgisayar ENIAC’dan şu an “machine learning” yapan yapay zekâlara kadar gelişen bir beynin yolcuğu olan bu çağ, öyle bir devrimdir ki insanın varoluşuna kafa tutmuştur. Hukuk alanı da dâhil olmak üzere hemen hemen her sektörde yapay zekânın etkileri görülmektedir. Hâlihazırda faks makinesi, fotokopi makinesi gibi evrak işlerini kolaylaştıran aletlerden uzun zamandır destek almaktadır. Hukukun bilişsel düşünce üzerine kurulduğu sadece ezbere dayalı olmadığı ve insanın öznesi olduğu bir alan olduğu göz önünde tutulursa bu sektörün dengesinin yapay zekâ ile beraber değişime uğrayacağı kaçınılmazdır. Yapay zekânın bu alana getireceği birçok yeniliğin yanı sıra hukuk alanında çalışan insanların zamanlarını daha efektif kullanmalarını, yaratıcılık ön plana çıkararak yeni işlere imza atmalarını ve eleştirisel düşünmelerine de çok büyük katkılar sağlayabilecektir.

Bu yeniliklere verebileceğimiz ilk örneklerden biri yapay zekânın “Paternler” yoluyla herhangi bir “dili” analiz ederek ihtilafı çözebilir olmasıdır. Süreklilik ve sistematiklik gerektiren bu işlem yapay zekâ sayesinde avukatlara çok büyük bir zaman tasarrufu sağlamıştır. İnsanın doğası gereği hata yapabilmesi çok olağan bir durumdur. Fakat yapay zekâyla işlem yapıldığı zaman insanın yaptığı hataları yapmayacaktır. Yapay zekânın bu alana bütünleşmiş edilmesi hem hata oranını düşürecek hem de onların farklı konulara yoğunlaşmasına ortam hazırlayacaktır. Ek olarak yapay zekâ elindeki verileri göre “muhtemel sonucu” belirleyebilecektir. Bir avukatın çok uzun sürede hatta belki hata yaparak yapabileceği bir çalışmayı yapay zekâ kolaylıkla tamamlayabilecektir. Bu istatistiğe dayanarak yapay zekânın analiz ve tespit kıstaslarında kusursuz olmasından dolayı bir avukatın yapabildiği her şeyi yapabildiği düşünülse de hatta bir avukattan daha iyi ve başarılı olabileceğine inanılsa da bu kanıtlanmış ve gerçek bir iddia değildir. Çünkü avukatlık analitik düşünmekten daha fazladır. Avukatlığın özünde insan ilişkileri yatar, duygudaşlık kurmak, ikna yeteneği olmazsa olmaz olan unsurlarıdır. 2016 yılında ROSS adlı yapay zekâ avukat olarak işe başladı. Yukarıda açıklandığı üzere yaptığı iş daha çok avukatlara yaratıcı nitelik barındırmayan işleri hızlı bir şekilde çözmekten öteye gitmedi. Her ne kadar işleri kolaylaştırsa da yapay zekâ beraberinde belli zorlukları da getiriyor. Öncelikle, ezbere dayalı kâğıt işlerinde yapay zekâyı kullanmak avantajlıdır zira hata yapması neredeyse imkânsızdır ve de en uygun seçenekleri size sunar bu sebeple taraflar kendilerine ortak paydayı çok hızlı bir şekilde bulur. Örneğin; dava konusunun yüksek bedeller olduğu sözleşmeden taraflar olabildiğince bu süreci hatasız ve hızlı halletmek isterler. Ancak yine de söz konusu davacı ve davalılar hukuk dilini bilmekten ve anlamaktan yoksundur bu dili anlamak için bir avukata ihtiyaç vardır. Avukat, yapay zekâ ile hızlı ve neredeyse kusursuz kavramına yakın olan hukuki bilgi ile insanlar arasında iletişim üzerinden bir köprü kurar. Şunu da unutmamak lazım ki insanların avukata başvurduğu zaman ortada bir sorun vardır ve bu karışıklık anında insanın ihtiyaç duyduğu şey güven duygusudur. Bunun olabilmesi içinde avukatın duygudaşlık yapması gerekir ki yapay zekâya daha haiz olmayan bir özelliktir. Hala çoğunlukla yapay zekânın öğrenmesi için bir insanın bir şey göstermesi gerekse de 2017 yılında “Yapay zekâ Baudi” kendi kendine öğrenen bir teknoloji olsa da tam anlamıyla bir dönüşüm yaşanması çok da hızlı olmayacaktır. Bu gelişmeler dahlinde gelecekte hukukun şu an olduğu gibi ve daha fazla kişisel verilen korunması, fikri mülkiyet ve yapay zekânın sorumluluğu ile ilgileneceği kaçınılmazdır. Yukarıda açıklanan güven duygusuna tezat bir durumdur, zira kimse verilerinin sonsuza kadar unutulmayan bir yerde arşivlenmesini istemez. Hukuk alanında ise düzenlenmesi gereken boşluklar vardır. İlki, yapay zekânın hak ehliyetine sahip olup olmadığının sorunudur. Gerçek kişi statüsüne girmesi için belli erdemlere ve bilince sahip olmasını arayan görüşün yanında bir de “eşya” olarak nitelendirilmesini savunan görüş vardır. Yukarıda kusur değerinin insana haiz olduğunu belirttik, duygudaşlık yeteneği gelişmemiş birini ceza hukuku kapsamında kınanabilmesi sorunu vardır. Kınanamaz ise verdiği zararlardan kimi sorumlu tutacağız düşüncesi etrafında görüşler olup hala yerleşik bir düzenleme yoktur. Şunu da unutmamak gerekir ki yapay zekânın hızı ve iş bitiriciliği sebebiyle yaygın olarak kullanma isteği olacaktır, yine de böylesine bir teknoloji herkes tarafından karşılanamaz. O yüzden başta belli oranda haksızlıklar doğuracaktır zira madem yapay zekânın sonuçları bu kadar doğru ekonomik sebeplerden dolayı avukatlarının çoğunun böylesine bir yarar mekanizmasından mahrum bırakılıp sadece bir kesimin tatmin edilmesi eşitsizlikler yaratacaktır. Yapay zekâ hukuk alanında avukatlara yardımcı olma konumundadır, şirketlere danışman bile olabilir hatta noterlerinin işini elinden bile alabilir ancak; vurgulamak gerekir ki eleştirel düşünme yeteneği ve yaratıcılık konusunda avukatla yarışamaz. Denildiği üzere avukatlık hukuki bilgi ile insanlar arası bir köprüdür. Hukuki bilgiyi alma ve anlama da yapay zekâ işleri daha kolay hale getirdi. Ancak, geleceğin hukukçularının köprü görevini görebilmesi için aynı zamanda “kodlama” dilini de anlamaları gerekir ki yapay zekânın nasıl düşündüğü anlayabilsin ve ona göre doğru soruları sorabilir. Bu sebeple ileride hukukçulara bu konuların fakültelerde öğretilmesi kaçınılmazdır.

Sonuç

Teknolojik gelişmeler her alanda olduğu gibi hukuk alanına da önemli değişim ve inovasyon getirmektedir. Bu teknolojik gelişmeler beraberinde olumlu ve olumsuz birçok sonuç ortaya çıkarmaktadır. Görülmektedir ki teknolojini gelişim ve değişimi ile ortaya çıkan “yapay zeka” kavramı hukukun temel kavramları olan hakkaniyet, iyi niyet ve delil değerlendirmesi olgularını hukukçu gibi işleyememekte ve olaylara uygulayamamaktadır. İş hayatındaki koşullar gereği niteliksiz olarak adlandırabileceğimiz işlerin çoğu işte bu yapay zekâya devredilmiştir.  Covid-19 Pandemisinin hayatımıza girmesiyle beraber hukuk alanında da aksamalar meydana gelmiştir. Buna rağmen avukatlık mesleğinin gelişmesi için yaratıcılık ve bilişsel düşünce kavramlarının ön planda olması gerekir. Yazıda açıklananlar üzere “teknolojik gelişmelerin” bu yönde etkisi göz ardı edilemez ve hukuk insanlarının kodlama diline adapte olması kaçınılmazdır. Gerek e-duruşma gerekse akıllı sözleşmeler ile hukuk alanına yardım sağlayarak kolaylık getireceği de aşikârdır.

KAYNAKÇA

Posted in
Yayınlar